İnsan ne yerse odur
Yediklerimizin kişiliğimiz üzerinde ki rolü

İnsan ne yerse odur
Doğduğumuz günden itibaren kişiliğimiz şekillenmeye başlamaktadır. Bu şekillenişin ardında yatan pek çok sebep var ancak bu gün merak ettiğimiz sebep şu; yediklerimiz…
Sağlıklı beslenme alışkanlığı ailemden kalan bir miras değildi ne yazık ki. Doğduğum eve yurtdışından kilolarca çikolata, gevrek, bisküvi ve aklınıza gelebilecek her türlü hazır gıda gelirdi. Kimilerine göre ben çocuklumu çok iyi geçirmiş birisiyken benim tarafımda bu durum asla böyle gözükmemişti. Aslında bu durum yüzünden aileme sinirli bile olduğumu söyleyebilirim, çünkü bilmiyordum…
Yediğim o şeyleri yememem gerektiğini bana öğretmediler. O yaşlarda bir çocuk için, karşı taraf yapıyorsa eğer bu doğrudur düşüncesine girmek kaçınılmazdı. Önüme servis edilen bu gıdalar, ölümcül sonuçlara yol açmadı belki ancak erken yaşta edindiğim bu berbat diyet sebebiyle ortaokul yıllarım koca bir kabusa dönüşecekti.
O yılları anlamanız için şuna benzetebilirim. Bulutların üzerinde zıplamak gibiydi, hayır bu mükemmel geçmiş yılların özeti değildi, kafamın o dönem göklere emanet olduğunun itirafıydı. Ciddi kilo problemleriyle boğuşurken okul sıralarında bilinçsizce geçen yıllardan bahsediyorum. Herşey çok eğlenceli geliyordu çünkü şeker kafamı ele geçirmişti. Bilincimi yitirmenin yanı sıra odağımıda kaybetmiştim. Bir insanın kendisine yapabileceği en büyük kötülüktü ve en büyük düşmanım bile olsa bu kötülüğü ona yapmaya vicdanım asla müsade etmezdi. Ama ben kendime yapmıştım bile. Tabi bu işin sadece duygusal kısmıydı…
Bir gün oturdum ve düşündüm. Bir anda kafama bir şey dank etti. Bunun sonsuza dek bu şekilde gidemeyecek olduğunu zihnim algılamaya başladı. O zaman bir karar vermem gerekiyordu. Bir sorun olduğunu kabul edip bunun ne olduğunu araştıracağım bir yolculuğa girecektim veya herşeyi boşverip bilinçsizce tüketmeye devam edecektim. Son seçenek benim için artık bir seçenek bile değildi çünkü o çukurdan çıkmam gerekiyordu.
Alman filozofu Ludwig Feuerbacha’a ait olan “Der Mensch ist, was er isst” yani “İnsan ne yerse odur.” sözü 19. Yüzyılda dile getirilmiş olmasına rağmen ancak 21. Yüzyılda bilimsel netlik kazanabilmiştir. Bundan yıllar öncesinde bir filozofun sezgileriyle ortaya atılan bu teori insanın kendi özünü arayışında vermiş olduğu zihinsel denemeleri bir kez daha ortaya atmış bulunuyor. Ben soruyu biraz daha değiştirmek istiyorum; Sizce yumurta mı tavuktan çıkar yoksa tavuk mu yumurtadan?
2017 yılında Prof. Dr. Felice N. Jacka ve ekibi öncülüğünde yürütülen (A randomised controlled trial of dietary improvement for adults with major depression) kısa ismiyle “the SMILES trial” isimli çalışmada orta şiddetli depresyon tanısı olan kişilere 12 hafta sürecek olan bir deney yapıldı. Profesör Jacka, orta şiddetli depresyon vakalarını 2 gruba ayırdı, her bir grup için ayrı tedavi yöntemi belirledi. İlk grubun tedavisi geleneksel psikolog yöntemleriyle olacaktı. İkinci grubun tedavisi ise kökten bir diyet değişimi ile ilerletilecekti, deneyin kanıtlamak istediği şey şuydu; depresyonun tamamı olmasada büyük bir kısmı yediklerimizle ilişkilidir.
Diyet grubu 12 hafta boyunca sağlıklı, zengin içerikli besinler tükettiler. Geleneksel psikolog yöntemleri grubu ise 12 hafta boyunca sosyal destek gördüler, sorunlarını anlattılar ve konuşarak çözüme ulaştırmaya çalıştılar. Deneyin sonunda, hastalar üzerinde kazanılan ilerleyiş geleneksel yöntemlerle %8 iken, diyet yöntemiyle %32 olarak kaydedildi ve sağlıklı beslenmenin depresyon tedavilerinde etkin bir yöntem olarak kullanılabileceği çıkarımı yapıldı.
Dünya sağlık örgütünün yayınlamış olduğu rapora göre dünya nüfüsunun %5.7’lik bir kesmi yani yaklaşık 332 milyon insan depresyon ile mücadele vermekte. 2021 yılında yayınlanan istatistiklere göre depresyona bağlı intihar sayısı yaklaşık 727 milyon insan. Her birisi senin, benim, sevdiğin, sevmediğin veya tanıdığın birileri gibi olan 727 milyon kişiden bahsediyorum.
Depresyon beraberinde düşük enerji, odak dağınıklığı, gelecek kaygısı, stres, kalitesiz uyku problemlerini getirmekte. Aslında burada kilit nokta işlevsizlik. Böyle bir kişi öncelikle kendisine yetemez, beraberinde bu durum çevresini etkiler, daha sonrasında koca bir toplumun geleceğini belirler. Günümüzde tanklarla silahlarla savaşmaya gerek kalmadığını söylesek çokta yanlış olmaz. Toplumu etkisiz hale getirmek için yediği yemeklere müdahale etmek, zekalarını ellerinden almak kayda değer bir galibiyet yaratabilir.
Sosyolojinin kurucusu olarak kabul edilen İbn Haldun’un Mukaddime (1377) adlı eseri bu konuda yapılmış ilk gözlem sayılabilir. Çalışmasında, kıt kaynaklarla az ve öz beslenen toplumlar daha zeki, çevik ve ahlaklı olurken; bolluk içinde aşırı beslenen toplumların daha hantal, dikkatsiz ve ahlaki açıdan zayıf olduğu öne sürülmüştür.
Tabi burada, zenginler ahlaksızdır ve kötü besleniyorlar, fakirler ise ahlaklıdır ve iyi besleniyorlar gibi aşırı genel bir çıkarım yapılmamalı. Beslenme erişimi eğer bir güç ise bu gücü lehimize kullanmakta mümkün, alehimize kullanmakta.
Batı kültüründen üzerimize saçılmış olan fastfood kültürü, eski Akdeniz beslenme tipini hızla gölgelemiştir ve yediklerimiz söz konusu olunca tek amaç doymak gibi görülmeye başlanmıştır. Oysa ki yemenin asıl amacı karın doyurmak değildir asla.
Bağırsaklarımız yaklaşık 500 milyon nörondan oluşan enterik sinir sistemine sahiptir ve bilim insanları tarafından sıklıkla ikinci beyin olarak adlandırılır. Bağırsak, beyin ve omurilik ile vagus siniri aracılığıyla doğrudan bağlantı içindedir. Serotonin yani bir diğer ismiyle mutluluk hormonunun yaklaşık %90-%95’i bağırsaklarımızda beynimiz için sentezlenir. Ayrıca bağırsak yalnızca sindirim sistemimizi düzenlemekle kalmaz, aynı zamanda ruh halimizi dengeler ve bağışıklık sistemimizle doğrudan bir ilişki kurar.
Şimdi tekrar düşünmek lazım, böyle bir asistana kötü bir maaş verirseniz sonucunda ne olur? O asistanda iyi bir çalışma performansı bekleyemezsiniz değil mi? Vücudumuzu, hayatı doğrudan etkileyen koca bir şirket gibi düşünün. İsyan bağırsaklarda başlar, bağırsak aldığı maaştan ve gördüğü muameleden şikayet etmeye başlar. Daha sonra bütün organlara kademeli olarak yayılır, bu durum yüzünden batan çok fazla şirket gördüm…
Karnımızda ufacık bir sancı olduğunda bile bütün günümüz berbat geçerdi hatırladın mı o günü? İşte o ağrı aslında çalışanının ilk tepkisidir, o tepkiyi aldığın gibi gün içinde yediklerini gözden geçirmende fayda var.
Görüldüğü üzere, atıştırın açlığınızı yatıştırın yaklaşımı böylesine karmaşık bir yapı için pekte mantıklı sayılamaz. Yediklerini seçmek zorundasın, ihtiyacının fazlasını yemekte zararlı, azını yemekte.
Önüne her çıkanı tüketmemen gerekiyor. Aynı zamanda sosyal medya içinde geçerli olan bu kural zihnimizin temizliği için çok önemli, çünkü toplumu etkisiz hale getirmenin bir diğer en iyi yolu zihnini gereksiz içeriklerle doldurmak. Bu sayede bütün vaktini bu gereksiz içeriklere harcarsın, kolayca uyutulursun, düşünmeye enerjin kalmaz. Peki bu kural yediklerimizde neden değişiklik göstersin ki? Beynimizi koruduğumuz gibi bağırsaklarımızıda korumak zorundayız.
Beni çok sinirlendiren bir diğer noktada şu; ben ne zaman bu konularda bu kadar takıntılı davransam, çevremdekiler bana uzaylı muamelesi yapıyor. Aşırı paranoyak ve takıntılı görülüyorum onların gözünde. İşte bu çok sinir bozucu çünkü tek varlığım olan öz bilincimi korumaya çalışıyorum. Onlar ise bunun çokta önemli olmadığını düşünüyor. Bu konuda bir teorim var oda şu; bu kişilerin zihni yıkanmış, yıllar süren kasıtlı bir algı çalışması sonrası farkında olmadan bu durum zihinlerinde normal diye kodlanmış ve bazıları geri dönülemez noktaya evrilmiş. Tabi bunların hepsi teori ama ister inan ister inanma ben gayet olması gerekeni yapıyorum, ben gayet normalim ve hayır çılgının teki değilim!
Tabi ben bunları öğrenirken geçmişe dönüp bakmaktan alıkoyamıyorum kendimi. Neler neler yedirdim kendime kendi ellerimle. Bu günse sorguladığım tek şey acaba kendi üzerimde kalıcı bir hasar yaratmışmıyımdır zamanında uyguladığım diyetten kaynaklı?
Bakın burada ölümsüzlükten bahsetmiyorum çünkü biliyorum ki şöyle bir kitlede var. Finalde ölüyoruz zaten, yiyende ölüyor yemeyende, içende gidici, içmeyende. Genelde bunu sigara içenler çok tekrar eder. Herkesin buna vereceği cevabı farklıdır ancak beni cevabım şöyle olur; ne yediğime dikkat ediyorum çünkü doymak farklı beslenmek çok daha farklı bir şey. Ne yediğime dikkat ediyorum çünkü zihnimin daha berrak olmasını istiyorum. Ne yediğime dikkat ediyorum çünkü potansiyelimi keşfetmek benim için daha önemli. Ne yediğime dikkat ediyorum çünkü ne olacaksam onu yerim ne yersemde o olurum bunu biliyorum. Ne yediğime dikkat ediyorum çünkü annem tanımadığın kişilerden asla bir şey alma dedi ve şimdi tanımadığım pek çok kişi bir anda bütün yediklerime müdahale edebilecek duruma gelmiş o sebeple tetikteyim. Ne yediğime dikkat ediyorum çünkü… çünküsü yok buna mecburum.
Hayatımda hiçbir zaman sigara veya alkol tüketmedim veya öyle bir şeye ihtiyaç duymadım. Belkide bunları tüketmiş olsaydım çok daha farklı bir kişiliğe bürünebilirdim ama yapmadım. Aslında belkide kişiliğim sigara içmemi engellemişte olabilir bunu bilemeyiz. Filmlerde sigara içenleri hep karizmatik, zengin, entellektüel kişilikler gibi gösterirler ancak benim gerçekliğim çok daha farklısını söylüyor. Kredi çekip sigara alanları gördüm, yemeğe parası olmayıp içkiye akıl almaz paralar verenleri tanıdım. Dedemin bütün mal varlığını içki ve kumar ikilisyle kaybettiğini bilirim. Ayrıca bu kişilerin, filmlerde gösterilen karakterler gibi yakışıklı ve karizmatik olduğunuda söyleyemem. Tabi bu anlattıklarımlada, yediklerimiz mi kişiliğimizi oluşturur yoksa kişiliğimiz mi yediklerimizi şekillendirir bunu anlayamayız.
Öyleyse tekrar soruyorum manyak soruyu; yumurta mı tavuktan çıkar yoksa tavuk mu yumurtadan?
EEee o kadar konuştun ettin, başımızı şişirdin, kardeşim biz ne yiyecez öyleyse diye sitem ediyor olabilirsiniz. Haklı mısınız? Eh işte haklı sayılabilirsiniz… Doğrudan size ne yiyeceğiniz söylemek bana düşmez ancak “bana kim olduğunu söyle sana ne yediğini söyliyeyim” isimli bir çalışma yapabiliriz.
Najmeh Golestanbagh ve arkadaşları tarafından 2021 yılında 224 genç kadın üzerinde yürütülen çalışmada nevrotizmi (kaygı, depresyon, öfke, huzursuzluk) yüksek bireylerin tuzlu ekşi ve yağlı yiyecekleri tercih edip, süt ürünleri içeren yiyecekleri tüketmediği bulunmuştur.
Advances in Nutrition’da aynı yıl yayınlamış olan, 1856 makaleyi tarayarak oluşturulmuş sistematik bir derlemede bu sonuçla örütşmektedir. Yapılan bu çalışma “The Association Between Personality Traits and Dietary Choices: A Systematic Review” başlığıyla, Cecilia Maria Esposito ve arkadaşları tarafından 30 Temmuz 2021 yılında yayınlanmıştır, en alt kısımda kaynaklara ulaşabilirsiniz.
Çalışma bununlada sınırlı değil, duyguları tanıma ve ifade etme zorluğu yaşayan bireyler daha az meyve sebze tüketirken, şekerli ve yağlı yiyecekleri daha fazla tüketiyorlar.
Sorumluluk bilinci yüksek kişiler sebze, süt, kuruyemiş gibi besin gruplarını sıklıkla tercih ederken; işlenmiş, yüksek yağlı ve şekerli gıdalardan uzak duruyorlar.
Deneyime açık, yenilikçi kişilerde daha esnek bir damak zevki farkediliyor. Bu kişiler her türlü ürün grubuna açık davranışlar sergiliyor ve genellikle sağlıklı, sağlıksız ayrımı yapmıyorlar.
Dışa dönük, sosyal kişilerin yoğun mevye suyu tüketimi dikkat çekiyor, et tüketimi ise oldukça düşük oluyor bu kişilikte.
Çevresine karşı uyumlu davranışlar sergileyen bireylerdede buna benzer şekilde meyvesuyu tüketimi daha yüksek oluyor, tuzlu yiyecekler ise çok tercih edilmiyor.
Protein ve yüksek lifli bir diyet bizi daha disiplinli yaparken, aşırı kafein, anksiyete ve uyku problemlerine uzun vadede sebebiyet verebilir. Aynı zamanda yetersiz protein alımı odak bozukluğuna ve uyku sorunlarına yol açabilir.
Buna karşı omega 3 yağ asitleri, bipolar şizofreni tedavilerinde kullanılabilir ve öğrenme, hafıza gibi işlevleri destekleyebilir. Turşu, yoğurt ve kefir gibi gıdalarda içerdiği “Gaba” sayesinde kaygıyı azaltıp zihnin derinleşmesini destekleyebilir.
Ortada resmen matematiksel bir denklem dönüyor gibi, sanki karşında insan yaratma oyunu var ve oyunda karaktere ne verirsen ona göre karakterin yetenekleri gelişiyor ve her gelişen yetenek beraberinde farklı sonuçlara sebebiyet veriyor. Sizcede bu muazzam değil mi?
Elbette bu davranış biçimleriyle beslenme türü arasındaki ilişki herkes için aynı olmayabilir ve sebepler her zaman aynı sonuçları verecek diye bir kuralda yok. Yukarıdaki sıraladığım beslenme türlerini ezberleyip istediğiniz kişiliğe göre beslenmeye çalışmanız muhtemelen beklediğiniz sonucu vermeyecektir, deneyecek olanlara şimdiden söyliyeyim.
Sanki kişiliğimiz beslenmemizi şekillendiriyor gibi geliyor bana ama yinede diğer faktörleride hesaba katmak gerekebilir.
Mesela Coğrafya; coğrafya bizim yediklerimizi, dahada öncesinde kişiliğimizi doğrudan etkileyebilir. Doğduğumuz ev, ait olduğumuz sülalemiz, ülkemiz, o esnada ülkenin ekonomisi, siyasi bakış açımız, mevcut politika ve rejim, izlediğimiz filmler, sosyal medya bağımlılığı vs. bunlar sadece benim aklıma gelenler. Kısacası yediklerimiz kişiliğimizi etkileyebilir veya yediklerimiz kişiliğimizin bir sonucudur. Neticede tek bir sebebe indirgenemez. Ancak yediklerimiz çok önemlidir ve bundan eminim.
Sonucunda amacım size bir ders vermek veya bilmişlik taslamak değil asla. Bunları ye bunları yeme diyecek kadarda düşmedim. Demek istediğim herkes tercihinin sonucuna katlanır.
Belki hiç farkında olmadan birisi tarafından aslında hiç olmadığın birisine dönüştürüldün ve henüz farkına varmamış olabilirsin. Telefonu, bilgisayarı veya her nerden okuyorsan bu dökümanı onu karşına al ayağa kalk ve 180 derece dön. Karşında ne görüyorsun bilmiyorum gördüğün şeyi bana mail olarak atabilirsin truelabsnacks@gmail.com Her neyse. gördüğün şeye odaklanarak bak. Şu soruyu sor ve cevabını bulana dek başka bir şeye tekrar odaklanma.
Gördüğüm, duyduğum, dokunduğum, kokladığım ve tadına baktığım şeyleri bu güne dek benmi tercih ettim yoksa maruzmu bırakıldım?
Eğer maruz kaldığını farkettiysen, bunu değiştirmek istiyor muyum ve nasıl değiştirebilirim diye sormakla devam et. Devamında gelecek diğer sorular zaten sende saklı, sadece aramanı bekliyor…
Kaynak Listesi
Kurumsal Kaynaklar
[1] Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Depression Fact Sheet
Depresyonun küresel yaygınlığına ilişkin istatistikler. Dünya genelinde yaklaşık 332 milyon kişinin (%5,7) depresyondan etkilendiğini raporlar. Başa çıkma yolları arasında kaliteli uyku, beslenme, egzersiz ve sosyalleşmeyi öne çıkarmaktadır.
http://who.int/news-room/fact-sheets/detail/depression
[2] IHME Global Burden of Disease GBD Results Ölüm Vakaları ve Nedenleri
2021 yılında depresyona bağlı intihar vakalarının sayısını ve 15–29 yaş aralığındaki yoğunlaşmayı içeren küresel hastalık yükü verilerinin kaynağı.
https://vizhub.healthdata.org/gbd-results/
Akademik Çalışmalar Depresyon & Beslenme
[3] Jacka, F. N., O’Neil, A., Opie, R. ve ark. (2017) A randomised controlled trial of dietary improvement for adults with major depression (the ‘SMILES’ trial) BMC Medicine, 15(1), 23
Orta şiddetli depresyon tanısı almış kişiler 12 hafta boyunca diyet müdahalesi ve geleneksel sosyal destek olmak üzere iki gruba ayrıldı. Diyet grubu %32, kontrol grubu %8 oranında belirtilerde azalma gösterdi. Sağlıklı beslenmenin depresyon tedavisinde etkili bir ek yöntem olabileceğini ortaya koymaktadır.
https://doi.org/10.1186/s12916-017-0791-y
[4] Grosso, G. ve ark. (2014) Omega-3 fatty acids and depression… Current Neuropharmacology
Omega-3 yağ asitlerinin beyin fonksiyonları, hafıza ve ruh hali üzerindeki olumlu etkilerini ele almaktadır. Balık, ceviz ve zeytinyağı tüketiminin depresyon, bipolar bozukluk ve şizofreni tedavilerinde destekleyici rol oynayabileceğine işaret etmektedir.
[5] Knüppel, A. ve ark. (2017) High sugar intake from sweet food and beverages and common mental disorder Scientific Reports
Yüksek şeker ve rafine karbonhidrat tüketiminin ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini inceler. Şekerli beslenmenin kısa süreli enerji artışının ardından çöküş, odak bozukluğu ve sabırsızlığa yol açabileceğini göstermektedir.
[6] Golestanbagh ve ark. (2021) Kişilik & Beslenme Tercihleri International Journal of Preventive Medicine (PMC8428309)
224 genç kadın üzerinde yürütülen çalışmada nevrotizmi yüksek bireylerin tuzlu, ekşi ve yağlı yiyeceklere yöneldiği; süt ürünlerinden kaçındığı bulunmuştur. Kişilik özellikleri ile besin tercihleri arasındaki ilişkiyi belgeler.
[7] Esposito ve ark. (2021) Sistematik Derleme Advances in Nutrition (PMC8321831)
1856 makaleyi tarayan kapsamlı derleme; aleksitimi (duyguları tanıma güçlüğü) olan bireylerin az meyve-sebze tüketip yüksek şekerli ve yağlı gıdalara yöneldiğini; sorumluluk bilinci yüksek bireylerin ise işlenmiş gıdaları reddettiğini ortaya koyar.
https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/33427288/
[8] Çeşitli yazarlar (2023) Influence of Food Type on Human Psychological-Behavioral Responses PMC (Meta-analiz)
Acılı yiyecek tercihini testosteron düzeyi ve öfke ile ilişkilendiren geniş kapsamlı meta-analiz. Yüksek testosteron düzeylerinde heyecan arayışı davranışının, düşük düzeylerde ise depresif ruh hali ve yorgunluğun görüldüğünü raporlar.
Kafein & Anksiyete
[9] Richards, G. & Smith, A. P. (2015) Caffeine consumption and self-assessed stress, anxiety, and depression Journal of Psychopharmacology
Aşırı kafein tüketiminin kısa vadede uyanıklık sağlasa da uzun vadede ciddi anksiyete ve uyku sorunlarına yol açabileceğini gösteren çalışma.
Bağırsak & Beyin
[10] Illinois Üniversitesi NeuroImage Dergisi Omega-3 ve Bilişsel Fonksiyonlar
Omega-3'ün öğrenme ve hafıza kapasitesini desteklediğini ve bipolar bozukluk ile şizofreni tedavilerinde olumlu etkiler yaratabileceğini gösteren deneysel çalışma. (Tam künye metinde belirtilmemiştir.)
Sosyoekonomik & Tarihsel Kaynaklar
[11] Woody, C. A., Ferrari, A. J., Siskind, D. J. ve ark. (2017) A systematic review and meta-regression of the prevalence and incidence of perinatal depression Journal of Affective Disorders, 219, 86–92
Perinatal (gebelik ve doğum sonrası) dönemdeki depresyonun yaygınlığını ve insidansını inceleyen sistematik derleme. Kadınlar arasındaki depresyon oranlarına ilişkin verilere kaynak oluşturur.
[12] Evans-Lacko, S., Aguilar-Gaxiola, S., Al-Hamzawi, A. ve ark. (2018) Socio-economic variations in the mental health treatment gap Psychological Medicine, 48(9), 1560–1571
WHO Dünya Ruh Sağlığı araştırmalarından elde edilen verilerle; gelir düzeyi ve eğitim seviyesinin ruh sağlığı tedavisine erişimdeki belirleyici rolünü ortaya koyan çalışma. Yüksek gelirli ve eğitimli bireylerin depresyonu fark edip tedaviye başvurma oranının anlamlı biçimde yüksek olduğunu göstermektedir.
[13] İbn Haldun (1377) Mukaddime
Sosyolojinin kurucusu sayılan İbn Haldun’un bu tarihsel eseri; kıt kaynaklarla beslenen toplulukların daha zeki ve çevik, aşırı beslenen toplulukların ise daha hantal ve dikkatsiz olduğunu savunur. Beslenme ile insan davranışı arasındaki ilişkiye dair ilk büyük gözlemsel kaynak olarak değerlendirilmektedir.